Kin ve nefret doluydular. Her türlü canavarlığı yapmaya hazırdılar. Küçük dağlar bir yana, büyük dağları bile kendilerinin yarattığını sanıyorlardı. Başbakan neydi ki? Bir kelepçe, bir urgan, bir sehpa, bir tabure. Taktın mı sallandırırsın. Arkalarına güvenleri tamdı. ABD vardı, küreselci—ihaleci sermaye vardı, bir de şeflerin şefi paşa vardı. Hiç dinlemez başbakanın yüzüne bile tükürürlerdi. O kadar şizofrenik kuduz ahlâksızlardı ki, asmadan önce uydurma tıbbî bahanelerle başbakanın götünü bile parmaklamışlardı. Güya aşağılıyor, aşağılık düşmanlıklarında dipsiz alçaklık örneği veriyorlardı.
Başbakanı yediler. Ama başbakan millet vicdanında ölümsüzlüğe kavuştu. Sırtlanlar ise cibilliyetsizliğin dibinde kanı, iliği, mayası, niyeti bozuk alçaklar kategorisinde depolandılar. İttihatçıydılar.