Merke guguk kuşuna hileyi öğreten madrabazdı. Gördüğü, duyduğu, kokusunu aldığı her şeyi çalıyordu. Burnu paranın kokusunu cehennemde olsa alırdı. Kulakları en düşük frekanstaki para seslerini bile duyabiliyordu. Gözleri denizlerin dibinde olsa parayı görürdü. Ayakları ve gagası paraya değmeye görsün, şizofrenik çılgınlığı coşuyordu. Kendisini avlanma bölgesinin en önemli iti sanıyordu. Günlerden bir gün com diye gitti. Sıçrayıp çıkamayacağı bir çukura düştü. Peşi sıra ekibindeki madrabazlar çukura düştüler. İğrençten öte pistiler, rezildiler. Ama hiç utanmıyorlardı. Hepsi guguk kuşunun yumurtası gibi tertemiz, bembeyazdı. Merke’nin köpek balıklarından hırslı saldırılarını açığa çıkaran hadiselere gözleri kapalı, kulakları sağırdı Gagaları ise sırtlan dişleri kadar sert ve keskindi. Ötüşleri gürültüye benziyordu. “Vah vah vah” diyorlardı. Sanki “hav hav hav” diyor gibiydiler.